Numan GOCERI\’s Home Page

Hello World:)

IDPT 2007 – Antalya İzlenimlerim

04.06.2007
Antalya
Katıldığım ilk Uluslararası Konferans…
Bilgisayar Mühendisliği Bölümündeki ilk yılımı tamamladıktan sonra ablamın hazırladığı bir yayın aracılığıyla uluslar arası bir konferansa katılma fırsatı elde ettim.

Adı Intgrated Design and Process Technology (IDPT) olan bu konferans benim bilgisayar bilimlerine olan bakış açımı değiştirdi. Orada karşılaştığım insanlar bu alanda kendi yollarını çizmiş kendini bilim dünyasına kanıtlamış kişilerdi. Konferansın yapıldığı Antalya Topkapı Palace ise çalışanlarının giyimleriyle olsun, sarayın mimarisiyle olsun Osmanlı’dan kalma küçük bir Dünya gibiydi. Orada geçirdiğim zamanı ve tanıştığım insanları tek tek anlatmayı çok isterdim ancak bunları anlatmaya ne cümleler yeter ne de zaman. Fakat orada bulunduğum süre içerisinde benim en çok hafızamda kalan olayları anlatacağım sizlere.
İlk olarak saraya girişimde ilgimi çeken şey şüphesiz oranın mimarisi ve çalışanların giysileriydi. Mimari gerçek Topkapı sarayından kesitler içermektedir, çalışanlar ise Osmanlı döneminde Saray’da padişahlar için çalışan hizmetkarlar gibi giyinmişlerdi. Kendinizi orada Kral hissetmeniz için oldukça çalışılmış ve bu konuda da gayet başarılı olduklarını söyleyebilirim.

IDTP’de ilk konuşma…
IDTP’nin açılış konuşmasını saat 8:00 gibi Texas Tech Üniversitesinden Dr.James L.Smith yaptı. Kendisi bulunduğu üniversitenin industrial engineering departmanında bölüm başkanı ve geçen 6 yıl Ergonomic Research, Human Factors konularında Nasa’da yönetici olarak görev almıştır. Açılış konuşmasını yapmak üzere kendisi kürsüye davet edilirken yaptığı çalışmalar okunurken hayretler içersindeydim. Bütün bunları bir kişi nasıl bir hayata sıkıştırabilmiş şaşırmadım değil. Fakat öyle görünüyordu ki salonda benden başka bu kadar şaşıran yoktu Dr.Smith’in bu çalışmalarına. Çünkü orada bulunan herkes en az onun kadar başarılı ve çalışkan kişilerden oluşuyordu.

İlk Oturum Başlıyordu…
Açılış konuşmasından sonra artık ilk oturum başlayacaktı. Bu sebeple Tenessee Dyerburg Community’den bayan Dr.Vicki Rainey konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet edildi. Dr. James’de olduğu gibi Dr.Rainey de kürsüye çıkarken kısa özgeçmişi okundu. Dr.Rainey hakkında aklımda kalanlar şunlardı; kendisi öncelikle Tenessee Üniversitesinde Matematik okumuş, bu alanda master ve doktorasını Mississippi Üniversitesinde tamamlamış, Toplum Matematik Profesörü ünvanını aldıktan sonra, Dallas’ta ve Texas’ta Yazılım Mühendisliği üzerinde master ve doktorasını yapmış. Ve şu an Amerika’da yazılım mühendisi yetiştiren, adını hatırlayamadığım bir kolejde Yazılım Mühendisliği yöneticisi olarak çalışmaktaymış. Bunları dinlerken Dr.James’e göre daha az şaşırmıştım, çünkü artık oradakiler hakkında yavaş yavaş fikir ediniyordum. Bayan Dr.Rainey Matematiği ve yazılım mühendisliği alanlarını kaynaştırarak gençlere bu derslerin öğretilmesi üzerine bir konuşma yaptı. Konferans salonunda bulunanların yaş ortalamasının 50 olduğunu ve o konferansta bulunan en genç kişinin ben olduğumu düşünürsek konu ile ilgili bir sorunun bana yöneltilmesi içten bile değildi. Zaten bayan Rainey konuşmasını ağırlıklı olarak bana bakarak yapmıştı. Neyse ki bana bir tane bile soru gelmeden bu konuşmayı da atlatmıştım.:) Saat 10:00 olmuştu ve bir kahve molası vermenin vakti çoktan gelmişti. Herkes bir yandan lobiyi ararken diğer yandan birbirlerini tanımaya başlıyordu. Kahvemi içerken yanıma zenci kabul edilebilecek siyahlıkta 60 – 65 yaşlarında, belli ki profesör, birisi yanaştı ve her an muhabbete başlayacağını düşünerek ona döndüm ve ilk selamı ben verdim. Ardından tahmin ettiğim gibi konuşmaya başladık. Kendisi Hindistan’ın güneyinden Visa-khapatnam bölgesindenmiş, Dr.A. Appa Rao. Dr. Rao Bioinformatic konularında çalışmalarda bulunmuş ve buraya özel bir davet ile getirilmiş. Tam olarak konusunu anlamamakla birlikte Beyin,Pankreas ve Guatr, ve onların Diyabet üzerinde etkileri ile ilgili bir konuşma yapmıştı aradan sonra. Benim ilk Amerika Birleşik Devletlerinden(U.K.) olduğumu düşünmüş, Türkiye’li olduğumu öğrendikten sonra konu, onun çalışma alanından çok Türkiye ile ilgili konuşmalara dönmüştü.

Salon isimlerinin anlamları…
Aradan sonra herkes konferansın ikinci bölümünü dinlemek üzere Kanuni Sultan Süleyman odasına girmek üzere yola koyulmuştu. Topkapı Palace’ı diğer otellerden ayıran en büyük özelliği de Salonlara Osmanlı Padişahlarının isimlerinin verilmesiydi ve bu isimler belli ki rastgele verilmemişti. Zira salonun girişinde adı verilen padişahın kısa bir hayatı yer almakta ve içeride o padişahtan izler bulunmaktaydı. Örneğin en büyük salonun adı Osmanlı Devleti zamanında sınırları en büyük tutan padişahın adıyla aynıydı.

Dr. Hiroshi Yamaguchi
Konferansın ikinci bölümü Bilim, Teknoloji ve Gelenekleri anlamak üzerine Tokyo Chuo Üniversitesi bölümünden Profesör Dr. Hiroshi Yamaguchi’nin konuşmasıyla başladı. Dr. Yamaguchi, Keio Üniversitesinde Insturementation Engineering bölümünü bitirdikten sonra Japonya’nın büyük teknoloji şirketlerinden NEC firmasına katılmış 1963 senesinde. Tez zamanda bu firmanın yazılım ve veritabanı geliştirme departmanının müdürü olmuş ve NEC’in yönetim kurulu üyeliğine yükselmiş. Bir çok uluslar arası konferansa konuşmacı olarak davet edilmiş ve Yazılım Dünyası için çok şey ifade eden Software Engineering Society(SES)’in kurulmasında büyük çaba harcamış. Şu anda ise SES’in başkanı olarak görev almaktadır 2002 den beri. Konuşmasını büyük alkışlar eşliğinde sonlandırırken sıradaki konuşmacı anons edilmek üzere hazırlanıyordu.

Hayat Okulu Hiç Bitmemiş…
Sıradaki konuşmacı Arjantinli fakat lisansını Cordoba Üniversitesinde tamamladıktan sonra 1971 yılında Amerika’ya gitmiş, master ve doktorasını California Üniversitesi, Los Angeles’da tamamlamış. Adı Dr. Juan M. Sanchez. 140’ın üzerinde uluslar arası yayına imza atan Dr. Sanchez şu anda ise Austin’deki Texas Üniveristesinde araştırma geliştirme başkanlığı yapmaktadır ve bu konferansı düzenleyen sponsorlardan bir tanesidir. Oldukça uzun bir konuşmadan sonra artık öğle yemek vakti gelmişti fakat ikinci oturumda konuşması gereken bir konuşmacı daha kalmıştı. California Üniversitesi, Berkeley, CA ‘dan profesör Dr.C.V.Ramamoorthy. Konferansın en yaşlı katılımcılarından. 1960 yılında öğrenim hayatını tamamlayıp bilim dünyasına giriş yapmış. California üniversitesinden Mathematics ve Mechanical Engineering bölümülerinden mezun olmuş, ardından iki derece de Harward Üniversitesi Computer Science ve Matemathics bölümlerinden almış. Bu bölümleri bitirdiğinde yılın 1960 olduğunu düşünürsek ne kadar yaşlı biri olduğunu tahmin edebiliriz, fakat buna rağmen hala bilim dünyası ondan çok şey bekliyor, o da yaptığı yayınları, çalışmaları büyük bir heyecanla bizlere aktarıyor. Onun için öğrenim hayatı hiç bitmemiş, öğrenmeye ve araştırmaya hala aç birisiydi Dr.Ramamoorthy. Dr. Ramamoorthy’nin bir hayli uzun fakat ilgi çekici konuşmasından sonra nihayet öğle yemeğine gidiyoruz.

Öğle vakti tanıştıklarım…
Öğle yemeğinde otelde çalışanın bir tanesi beni Amerikalı sanması benim oldukça ilgincime gitmişti. Garson bana bir şey içip içmeyeceğimi İngilizce sordu, ben Türkçe cevap verince önce şaşırdı sonra özür dileyerek yüzünde bir tebessüm kapladı. Çünkü oraya gelen Türk çok azmış, öyle ki gelen Türkler de yıllarca yurtdışında yaşamış neredeyse Türkçe’yi tamamen unutmuşlar. Bu sebeple çalışanlar Türklerle de diğer ulustanmış gibi İngilizce konuşuyorlar, çok yazık bence. Yaklaşık 1 buçuk saat süren öğle yemeğinde bir çok kişiyle tanışma fırsatım oldu. Konferansa gitmeden bazı kişiler hakkında ufak tefek bilgi almıştım internet aracılığıyla zaten ama karşılıklı konuşup onları onlardan dinlemek çok daha etkileyici geldi açıkçası. İlk olarak başka bir Japon olan Dr.Raymond T.Yeh ile tanıştım. Kendisi sırasıyla ABD, İsveç, Japonya, Çin, Tayvan ve Signapur’da dünyanın da çok iyi bildiği organizasyonlarda yer almış. Onlardan başka IBM, AT&T, Siemens(Almanya), IIISis(Brazilya), Fujitsu(Japonya), NEC(Japonya), Hatachi(Japonya), Price WaterHouse ve Signapore Housing and Economic geliştirme vs. gibi yerlerde üst düzey yönetici olarak çalışmış, teknolojinin şu anki durumuna gelmesine büyük katkıda bulunmuş birisiymiş. Aldıkları ödüller konuşma yapmak üzere davet edildiğinde okunuyor ve ben öğle yemeğinde o kişiyle bizzat konuşmuş birisi olarak kendimi gururlanmadan alamıyorum. Düşünsenize onunla öğle yemeğinde beraber masayı paylaşmış ve onunla sohbet etmiş birisiyim nasıl gururlanmayayım, çok az insana kısmet olur böyle bir konferansa katılmak Türkiye’den hele ki Pamukkale Üniversitesi 1.sınıf öğrencisine…

Dr.Naini mükemmel bir kişilik…
Yemekten sonraki ilk konuşma Delray Beach, Florida’dan Dr.Majid M.Naini ‘nindi.
Açık konuşmam gerekirse beni konferansta en çok Dr.Naini’nin konusu etkilemişti. Dr.Naini Elektronik Mühendiliği okuduktan sonra Bilgisayar Bilmlerinde Yüksek lisans yapmış ve son olara doktorasını Bilgisayar ve Enformatik biliminde yapmış. Fakat konuşması bunların hiçbirisiyle ilgili değildi. Dr. Naini bu konferansa katılanlara Mevlana’yı anlatması için çağırılmıştı. Kendisi tam bir Mevlana aşığı… Hiç Türkçe bilmiyor ama Mevlana’nın sözlerini bir Türk kadar düzgün bir Türkçe’yle söylüyor, hemen ardından salonda bulunanlar için İngilizceye çeviriyor. Orada bulunanlara bir kereliğine bile olsa hayatlarında mutlaka Konya’ya gidip Mevlana’yı ziyaret etmeleri gerektiğini vurguluyordu tekrar tekrar. Bilgisayar bilimlerine yıllarını vermiş hayatı başarılarla dolu birisinin Mevlana’ya bu kadar ilgili olması ve onun hakkında birçok araştırma yapması gerçekten nadir görülen bir durumdur. Dr.Naini deyince bütün dünyada bilimsel alanda yaptığı çalışmalardan çok Mevlana üzerinde yaptığı konuşmalar ve araştırmalar ön plana çıkıyor. Google’da bile arattığımızda Dr.Naini, öncelikle Mevlana ile ilgili yazdığı kitabını ve CDlerini görüyoruz. Zaten bundan dolayıdır ki UNIESCO’nun 2007’yi Mevlana yılı olarak açıklamasından sonra yılın anlam ve önemine ilişkin konuşmayı yapmak üzere Dr.Naini’yi çağırmıştı. İnternet sitesinde de UNIESCO’da ve birçok yerde yaptığı konuşmalardan kareler göreceksiniz. UNIESCO’nun konuşma yapması için davet ettiği kişi ile ben beraber kahve içtim ve ona kitabını imzalattım bundan daha gurur verici bir şey olabilir mi benim için. Konferanstan ayrılırken beni unutmayıp da iyi geceler dileyerek uğurlaması benim için ayrı gurur verici bir olaydı. Zaten Türk Dili öğretmenimizin de dediği gibi; “insanlar başaklara benzer, içleri doldukça başlarını aşağı eğerler.”. Dr.Naini’de bunu gerçekten gördüm, tıpkı konferansatki diğer bilim adamları gibi. Dr.Naini’den sonra akşama kadar birçok konuşma yapıldı ancak bu kadarı sanırım konferansın ne kadar önemli kişilerden oluştuğunu anlatmama yetmiştir.

Günün süprizi…
Geçirdiğim güzel bir günün akşamında şüphesiz günün en büyük sürprizi Dünya’ya kendini genç yaşta kanıtlamış Türk olduğundan dolayı koltuklarımızı kabartan Sayın Dr. Oktay Sinanoğluydu. Biz belki henüz onun ne kadar büyük birisi olduğunu idrak edememiş olabiliriz fakat bu konferanstaki bilim adamları onun ne kadar büyük birisi olduğunu çoktan fark etmiş ve lobide onunla konuşma fırsatı elde edip mail adreslerini almak için tabir-i caizse sıraya giriyorlardı.

Ödül töreni ve o unutulmaz gece…
Konuşmalar yapıldıktan sonra nihayet geceki o görkemli yemeğe kadar hemen herkesle tanışma fırsatı elde ettim. Gece önce aperatiflerle başaldı ve bu sırada ödül töreni konuşmasını yapmak üzere daha önceden bahsettiğim Dr.Mehmet Akşit sahnedeydi. İlk ödülü bu organizasyonun düzenlenmesinde büyük katkıda bulunan Dr.Hiroshi Yamaguchi aldı. Ardından, öğleden sonra aynı masayı paylaştığım Alman Dr. Bernd J.Kramer, ödülünü almak üzere sahneye davet edildi. Öğlen yemekte beraber oturup yemek yediğiniz kişilerin akşam büyük altın plaketlerle fotoğraflar çekinmesi sizin onları daha iyi anlamanıza yetiyor.
Ardından en büyük ödülü Dr.Sinanoğlu aldı ve salonda büyük bir alkış koptu. Sinanoğlu ödülünü alırken fotoğraf makinelerinin flaşları ardı ardına patlamaya başladı. Birkaç kişiye daha ödül verildikten sonra orada bulunan bir İngiliz profesörün doğum günü olduğunu öğrendik ve onun için sürpriz bir doğum günü partisi yapıldı. Ve gecenin en sonunda onun için ve Türk geleneklerini anlatmak açısından önce el dokuma iki adet kilim getirildi. Birisi o gün doğum günün olan profesöre verildi, diğerini ise çekilişle orada bulunan başka bir profesör aldı. Türk geleneklerini daha iyi anlatmak açısından “doğum günü çocucuğu” için dansöz getirildi. Orada bulunan herkes bundan oldukça memnun görünüyordu, özellikle de o profesör.

Türkiye’yi tanıtmak…
Son olarak bir çiftle tanıştım konferansta. Bay olan Lübnan’lıymış ve Birleşik Ararp Emirliklerindeki bir Üniversitenin bilgisayar bilimlerinde doktormuş, eşi ise Dubaili ve eğitim alanında doktora yapmış başarılı bir iş kadınıydı. O çift benim bu konferansa neden ve nasıl geldiğimi sordu haklı olarak çünkü orada bulunan herkes alanında uzman olmuş, bilime büyük katkıda bulunmuş, yaşlı başlı insanlardı. Bende henüz bilgisayar Mühendisliği bölümü 1.sınıf öğrencisi olduğumu ve buraya ablamın hazırladığı yayını sunmasından dolayı dinleyici olarak geldiğimi söyledikten sonra Dubaili bayan da benim çok şanslı olduğumu belirtti haklı olarak çünkü bu yaşta herkese kısmet olmayacak bir durumdu benim içinde bulunduğum o an. Ardından bayan benimle Türkiye hakkında konuşmaya başladı ve ona Türkiye’nin yemeklerinden, geleneklerine, insanlarından iklim çeşitlerine dilim döndüğünce bilgi vermeye çalıştım. İlk defa Türkiye’ye gelmişler fakat son olmayacaklarını söyleyerek mutlu bir şekilde masadan ayrıldık.

Gecenin sonuna geldik…
Gece vedalaşmak üzere bize bu fırsatı sunan Dr.Mehmet Akşit’in yanına gittiğimizde kendisi Oktay Sinanoğlu ile yine bir konuşmaya dalmış gidiyorlardı. Türkiye’de Sinanoğlu’nun değerini bilenler onun Cumhurbaşkanı olması gerektiğini düşünüyorlar, sanırım bu konu hakkında konuşuyorlardı. Dr.Akşit bizim gideceğimizi görünce Sinanoğlu’ndan izin isteyip bizi otelin çıkışına kadar uğurlaması gerçekten ne kadar mütevazı ve olgun bir insan olduğunu bana bir kez daha gösterdi.

Onları tanımalıyız…
Bu yazımda geçen kişileri google’dan aratıp en azından kısa özgeçmişlerini okumanızı şiddetle öneriyorum, hele ki bu bahsettiğim Türk bilim adamlarını mutlaka okumalısınız diyorum. En azından ekte gönderdiğim katalogtakileri inceleyin bence. İnsanoğlunu şekillendiren çevresindekilerdir. Bizim çevremizde böyle insanlar olmuyorsa bile en azından hayatlarını okuyalım ki, dünyada ne kadar başarılı insanlar olduğumuzu görelim. İnsanların boylarını bilgileriyle orantılı olarak hayal ettiğimizde biz onların neresine gelebiliriz hiç düşündünüz mü?

June 18, 2008 - Posted by | Dr.Naini, IDPT 2007, konferans, mehmet aksit, Oktay Sinanoglu, topkapi palace

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: